ZIYARETCI — GIRIS YAP / KAYIT OL

Özsaygı düşüklüğünde iletişim kalıpları nasıl değişir

usta2001 Member

Dokunaklı Konularda Duygusal Geri Çekilme



Özür dilemeniz, düşük özsaygının en yaygın ama fark edilmeyen işaretlerinden biridir. Bir arkadaşınızla konuşurken bile küçük bir gecikme için hemen söze girmeniz, kendinize taşıdığınız güvensizliğin sessiz bir yansımasıdır. Çoğu insan bu davranışı nezaket sanır, oysa sürekli özür, karşı tarafa yanlış bir mesaj verir. Bu tür anlarda kendinize şu soruyu sorun: Gerçekten bir hata yaptınız mı, yoksa sadece varlığınızı gizlemeye mi çalışıyorsunuz? Teşekkürü bir saygı ifadesi olarak benimsemek ile her şeye özür dilemek ayrı şeylerdir. Kendi sesinizi ifade ederken kararlı cümleler kurmayı öğrenmek büyük bir değişim yaratabilir. Adım adım bu farkındalık, iletişiminizin doğal bir yön bulmasını sağlar. Bilin ki, kendinizi önemli hissetmek için kimseden izin istemenize gerek yoktur.


Başkalarının fikrini kollamadan karar verememe davranışı, düşük özsaygının sessiz bir göstergesidir. Bir karar hakkında düşüncelerinizi söylemeden önce herkesin ne düşündüğünü sormanız çok olağandır. Bu davranış, sizi her zaman başkalarının kabulüne muhtaç kılar. Halbuki sağlıklı bir özsaygı, kararlarınızın önemli bölümünü kendi değerlendirmenizle verebilmenizi destekler. Basit kararlarla başlayabilirsiniz: bir restoran seçerken önce kendi tercihinizi düşünün. Yavaş yavaş kendi sezgilerinize güvenmeyi öğrenirsiniz. Bu süreçte kendi kendinize gelen hissi dinlemek, dış onaya olan bekleyişi azaltır. Düşüncelerinizi anlamayı öğrenmek, güveninizin temelini oluşturur.


Takdirleri karşılamakta zorlanmak, düşük özsaygının en belirgin konuşulan ama oldukça yaşanan belirtilerinden biridir. Birisi görünüşünüzü beğendiğinde hemen "Ah, şans eseri oldu" yahut "Aslında hiç de öyle değil" diyerek konuyu kapatmanız tek bir göstergedir. Öyle davrandığınızda karşı tarafın dürüst iyi niyetli duygusunu reddetmiş olabilirsiniz. Oysa bir iltifata sadece "Teşekkür ederim" demek yeterlidir. Mütevazı alışkanlığı kasıtlı tarzda uygulamaya çalıştığınızda içinizdeki öz değerin güçlendiğini fark edeceksiniz. Takdiri benimsemek, kendini beğenmiş olmak manasına gelmez; tam tersine kendinizi dengeli bir ölçüde değerlendirmenizi sağlar.


Anlaşmazlıklardan sürekli kaçınıp geri çekilmek, düşük özsaygının gündelik hayatta en az göze çarpan ama önemli sonuçlar doğuran bir tutumdur. Bir toplantıda eksik bir iddia karşılaştığınızda itiraz etmemek, genellikle "Boşuna kavgaya girmeyeyim" kaygısıyla savunulur. Ancak bu yaklaşım zamanla içinizde birikmiş bir öfkeye neden olabilir. Dengeli bir tartışma esnasında kendi görüşünüzü savunmak, diğer tarafı kırmak manasına gelmez. Yavaş yavaş başlayabilirsiniz: "Bu noktada farklı görüyorum" gibi nazik bir söz kurmak dahi büyük bir değişimdir.


Kendi düşüncesini ifade etmekten çekinmek, düşük özsaygının en sinsi ama en yaygın belirtilerinden biridir. Bir yemekte herkes bir tercih üzerinde görüş bildirirken sizin düşüncelerinizden geçenleri dile getirmemeniz çoğu zaman saygı şeklinde yorumlansa da, arka planda derin bir çekingenliğin işareti olabilir. Görüşünüzü ifade ettiğinizde alay edilmekten korkuyor olabilirsiniz. Bu endişe, sizin geri çekilmeye iter. Ancak herkesin düşüncesi kıymetlidir ve sesinizi paylaşmak sizin hakkınızdır. Yavaş yavaş ilerleyerek, kolay alanlarda düşüncenizi net ifade etmeyi alışkanlık kazanabilirsiniz. Hatırlayın, görüşlerinizi dinlemek bekleyen çevreniz çevrenizde vardır.


Düşük özsaygısı olan biri sürekli konuşmalarında sessiz ama tutarlı işaretler gösterir. Başkalarının duygularını aşırı önceleme eğilimi ilk anda bir davranış olabilir. Arkadaşının modu bozulduğunda kendi ihtiyaçlarını tamamen bırakıp onu mutlu etmeye çalışır. Konuşmanın başında karşısındakinin sesini sürekli tartar ve küçük bir değişiklikten kendini sorumlu hisseder. Bu tutum ilk bakışta nazik ve fedakar görünse de içinde derin bir kabul görme kaygısı taşır. Kişi kendi düşüncelerini söylemeyi ertelediğinde ilişkilerde dengesizlik birikmeye başlar. Bazen bir cümlenin sonrasında saatlerce zihninde tekrarlar, karşısındakinin hangi bir anlam çıkardığını boşuna kestirmeye çalışır. Bu döngü zamanla yorucu hale gelir. Gerçek istekler göz ardı edildikçe ilişkilerde samimiyet kaybolur. Çevredekiler bu davranışı fark etmeden onu daha da zorlamaya başlayabilir. Oysa sağlıklı iletişim, kişinin kendi duygularını da dile ile mümkündür. Bu farkındalığı geliştirmek için küçük adımlar atmak yeterli olabilir. Kendi duygularına samimi bir şekilde bakmak, ilk ve en önemli adımdır.


Yanlış anlaşılma korkusu, düşük özsaygının özellikle fark edilmeyen yüzlerinden biridir. Kişi bir mesaj yazmaya başladığında her kelimeyi defalarca tartar. Bir nokta bile fazla sert algılanabilir diye endişelenir. Mesajı yolladıktan sonra da yanıtı saatlerce bekler. Karşı taraf sadece bir kelime bir cevap verdiğinde bunu kendi yanlışına bağlar. Bazen hiç iletmemeyi tercih eder ve konuşmayı kendi içinde bırakır. Bu davranış kısa vadede güvenli gibi hissettirir. Ancak uzun vadede arkadaşlıklarda mesafe yaratabilir. Karşı taraf sebebini bilmeden geri durmaya başlayabilir. Kişi ise bu tepkiyi dışlanma olarak algılar. Böylece bitmeyen bir döngü başlar. Bu döngüyü kırmak için mesajları açık tutmak ve gerektiğinde doğrudan sormak faydalı olabilir. Unutulmamalıdır ki çoğu iletişim mükemmel olmak zorunda değildir.


Olumlu geri bildirimi hemen reddetmek, düşük özsaygının en göze batmayan ama yıpratıcı göstergelerinden biridir. Bir iş için birisi teşekkür ettiğinde kişi refleks olarak bu sözün abartıldığını söyler. "Aslında çok bir şey yapmadım" ifadesi sık sık kullanılır. Oysa gerçek bir teşekkür kabul beklemektedir. Reddetme tepkisi kişinin kendi yeteneğine olan kuşkusundan kaynaklanır. Karşısındaki insan bu durumda kırılmış hissedebilir. Zamanla övgüler azalabilir. Kişi ise bunu kendi değerinin işareti sanabilir. Bu yanlış döngü kişiyi daha da içine kapatır. Olumlu bir sözü sade bir teşekkürle yanıtlamak gerçekte son derece basit bir beceridir. "Teşekkür ederim, bu geri bildirim benim için çok değerli" demek yeterlidir. Bu küçük alışkanlık zamanla özgüveni besler.


Sosyal ortamlarda görünmez olma isteği, düşük özsaygısı olan pek çok kişinin sessiz bir davranışıdır. Kalabalık bir toplantıda kişi arka sırada oturmayı tercih. Konuşmalara katılmak istese de uygun bir an bulamadığını hisseder. Bu nedenle çoğu zaman sadece gözlemci olarak kalır. Grup espirilerine gülmek ile sınırlı kalmak onun için güvenli gelir. Oysa diğerleri onun katkısını duymak isteyebilir. Kişinin silik kalması kendi fırsatlarını kısıtlar. İş sunumlarda bu tutum fırsatları azaltabilir. Kendini daima geri çekmek bir süre güvenli hissettirir. Ancak uzun vadede bu sessizlik yalnızlık hissini besleyebilir. Küçük adımlarla söz almak bu döngüyü değiştirmeye yardımcı olabilir.


Hata yapınca aşırı kendini suçlamak, düşük özsaygının en ağır görünümlerinden biridir. Küçük bir yanlış olduğunda kişi kendini hedef alır. "Ben hep böyleyim" düşüncesi zihninde tekrarlanır. Bu durum hatanın boyutunu gerçekte olandan büyütür. Kişi açıklama dilemekle yetinmez, kendini sürekli küçümser. Bu döngünün sonucunda cesareti kaybolur. Çevredeki insanlar ise bu aşırılığı şaşkınlıkla izleyebilir. Hatanın sebebini anlamak yerine duygularını cezalandırmak ilerlemeyi engeller. Daha sağlıklı bir yaklaşım, hatayı kabul etmek ve nelerin öğrenilebileceğine odaklanmaktır. "Bu hata oldu, bundan sonra nasıl telafi edebilirim?" sorusu düşünceleri rahatlatır. Kendine karşı biraz daha şefkatli davranmak adım adım öğrenilebilir.


Günlük hayatta fark edilen özsaygı sorunları


Düşük özsaygı genellikle büyük krizlerle değil, küçük ve sıradan anlarda kendini gösterir. Bir arkadaşın davetini geri çevirmek, toplantıda fikrini söylemekten kaçınmak gibi davranışlar sık tekrarlandığında dikkat edilmesi gereken işaretlerdir. Özür dilemek alışkanlık haline gelebilir, hatta basit bir iltifatı bile reddedebilir. İnsanlarla kurulan bağı zayıflatır ve çevredekilerin kişiyi yanlış anlamasına yol açabilir. Geri bildirimi hemen olumsuz yorumlamak da yaygın bir göstergedir. Bu belirtileri erken fark etmek, sorunun büyümeden çözülmesine yardımcı olur. Yargılamadan fark etmek en sağlıklı yaklaşımdır.


Özsaygıyı zedeleyen yaygın davranışlar


Birçok kişi düşük özsaygısını fark etmeden kendini sürekli kıyaslayarak besler. Başkalarının paylaşımlarını gerçek hayatla eşitleyip yetersizlik hissetmek en sık düşülen hatalardandır. Bir başarıyı şansa bağlamak de benzer bir tuzaktır. Olumsuz geri bildirimleri uzun süre aklında tutmak özgüveni hızla aşındırır. Sınırlarını koymak yerine herkese evet demek ise hem yorgunluğa hem de içten içe öfkeye yol açar. Kendini sürekli eleştiren bir dil kullanmak de sorunu derinleştirir. Bu alışkanlıkları gözden geçirmek, değişim yolculuğunda ilk ve en önemli adımdır.


Psikologların önerdiği günlük yöntemler

Uzmanlar küçük ve tutarlı adımların büyük değişimlerden daha etkili olduğunu vurgular. Günün sonunda yapılan üç başarıyı not etmek basit ama güçlü bir yöntemdir. Sınır koymayı öğrenmek özsaygıyı doğrudan besler. Kendine konuşurken arkadaşına konuşur gibi nazik olmak de büyük fark yaratır. Ulaşılabilir hedefler koyup bunlara ulaşmak zamanla güven duygusunu artırır. Profesyonel bir psikologla çalışmak da çok değerli bir seçenektir. İlerlemeyi yavaş ama istikrarlı biçimde izlemek iyileşmenin anahtarıdır.


Kaynak ayırma ve bütçe yönetimi


Özsaygı üzerine çalışmanın maliyeti kişiden kişiye büyük farklılık gösterebilir. Halk kütüphanelerindeki kitaplar ve ücretsiz eğitim içerikleri ilk adım için ideal olabilir. Üniversite psikoloji kliniklerinin uygun ücretli seansları bütçesi sınırlı olanlar için uygun seçeneklerdir. Bireysel terapi ücretli olmakla birlikte kişiye özel bir süreç sunar. Aylık küçük bir bütçe ayırmak sürdürülebilirliği sağlar. Hemen pahalı paketlere yönelmek yerine ihtiyacı netleştirmek daha akıllıca bir yaklaşımdır. Kaynakları karşılaştırmak ve değerlendirmek en doğru tercihi yapmaya yardımcı olur.


Süreci başlatmak için doğru an


Sürece başlamanın ideal bir takvimi yoktur, önemli olan istekli olunan andır. Bununla birlikte yeni dönemlerin başlangıcı motivasyonu artırabilir. Kış aylarında duygusal iniş çıkışlar daha belirgin hissedilebilir. Yoğunluğun azaldığı zamanlar düzenli bir çalışma için uygun olabilir. Sınav dönemlerinde ise destek almak zorlayıcı olabilir, bu yüzden planlama önemlidir. Haftalık düzenli bir program oluşturmak sürecin devamlılığını kolaylaştırır. Gün içinde en verimli olduğun saatleri bilmek de zamanlamayı daha isabetli hale getirir.


Okuyucuların en çok sorduğu konular

Sık sorulan sorulardan biri, bu durumun zamanla kendiliğinden düzelip düzelmeyeceğidir. Bazı hafif durumlar çevresel değişikliklerle iyileşebilir, fakat köklü bir değişim genellikle düzenli bir çalışma gerektirir. Süreç ne kadar uzun sürer sorusu da çok yaygındır. Bu, kişinin geçmişine ve uygulamalarının düzenliliğine bağlı olarak farklılık gösterir. Kendimi değersiz hissediyorsam ne yapmalıyım diye soranlara ilk önerilerden biri, güvendikleri birine açılmak ve gerekirse bir uzmana başvurmaktır. Profesyonel destek istemenin bir zayıflık olmadığını unutmamak önemlidir.

Yanıtla
Son derece guzel bir konu, arsivledim.
Yanıtla
Özsaygı düşüklüğünde iletişim kalıpları nasıl ile ilgili bilgilendirici bir konferans olmus, eline saglik.
Yanıtla
gokhan_tas Member
Farkli bir perspektif. Konunun devamini bekliyoruz.
Yanıtla
kaansahin Member
Özsaygı düşüklüğünde iletişim kalıpları nasıl ile ilgili duzgun bir cozum olmus, eline saglik.
Yanıtla
evren911 Member
Etkileyici bir yaklasim. Bu serideki diger yazilari da okuyacagim.
Yanıtla
zara-88 Member
Özsaygı düşüklüğünde iletişim kalıpları nasıl ile ilgili muhtesem bir sunum olmus, eline saglik.
Yanıtla

Forumdan Konular